Suriye'deki iç savaşın başlamasından bu yana süregelen gerginlikler, son günlerde Suriye ordusu ile YPG (Dört Halk Koruma Birlikleri) arasında tırmanan isyanlarla iyiden iyiye alevlendi. Bu çatışmalar, sadece iki tarafı değil, aynı zamanda bölgedeki siyasi ve askeri dengeleri de etkileyen karmaşık bir durumu işaret ediyor. Astana süreçleri ve uluslararası uzlaşıların son derece çelişkili olduğu bir dönemde, bu çatışmaların boyutları ve etkileri üzerine daha derinlemesine bir değerlendirme yapmak gerekli hale geliyor.
Birçok faktör, Suriye ordusu ile YPG arasındaki çatışmaların fitilini ateşlemiş durumda. Birincisi, YPG'nin Suriye’nin kuzeyinde özerklik kazanma çabaları, Türkiye'nin yanı sıra Suriye hükümetinin de dikkatini çekmiş bulunuyor. Suriye ordusu, YPG’nin bu talebini kabul etmeyerek, bölgedeki etkisini artırmaya çalışıyor. Son günlerde yapılan operasyonlar, YPG’nin kontrolündeki bölgelerde yoğunlaşıyor. Suriye ordusu, bu bölgelerdeki müdahalesini meşru bir devlet otoritesi olarak gösterirken, YPG de kendini savunma hakkına sahip olduğunu vurguluyor.
Son gelişmeler, her iki tarafın da şiddete başvurarak birbirlerine karşı yeni stratejiler geliştirme çabalarının bir göstergesi. Örneğin, Suriye ordusu, pek çok sivil yerleşim alanında hava saldırıları gerçekleştirirken, YPG de bu saldırılara karşılık vermek için gerilla taktikleri uygulamaya başladı. Bu durum, bölgedeki sivillerin hayatını daha da tehlikeye atıyor ve insani krizleri derinleştiriyor.
Çatışmaların yalnızca Suriye sınırları içerisinde değil, bölgesel ve uluslararası düzeyde de ciddi etkileri olduğu aşikâr. Türkiye, YPG’nin Suriye’nin kuzeyinde güçlenmesini kendi güvenliğine bir tehdit olarak değerlendirdiği için, bu çatışmalara doğrudan müdahale edebilir. Türk Silahlı Kuvvetleri, YPG’ye karşı sınır ötesi operasyonlar düzenleme doğrultusunda önemli adımlar atmış durumda. Bu durum, Suriye’deki dengeyi ve stratejik hesapları daha da karmaşık hale getiriyor.
Öte yandan, ABD’nin durumu da dikkat çekici. Önceki yönetim, YPG’yi IŞİD’e karşı mücadelede bir müttefik olarak görse de, yeni yönetim söz konusu destekler konusunda farklı bir yaklaşım benimseyebilir. Bu belirsizlik, YPG’nin geleceğini tehlikeye atıyor ve bölgedeki durumun giderek karmaşıklaşmasına sebep oluyor.
Bölge halkı, günden güne artan çatışmalardan büyük ölçüde etkileniyor. Zaten zor bir yaşam süren Suriyelilerin, yaşadığı trajedilerin üstüne yaşanan çatışmalar, onları savaştan daha fazla mağdur hale getiriyor. Sivil alanların hedef alınması, büyük bir insani krizi daha da derinleştirirken, uluslararası yardım kuruluşları bölgeye erişimde yaşadıkları güçlüklerle baş başa kalıyorlar.
Sonuç olarak, Suriye ordusu ile YPG arasındaki çatışmalar, sadece iki grubun mücadelesi olmanın ötesine geçmiş durumda. Bu durum, bölgeyi etkileyen daha büyük bir jeopolitik oyunun içinde yer aldığını gösteriyor. Suriye’deki barış sürecinin yeniden başlaması, bu tür çatışmaların önlenmesi ve tüm tarafların diyalog yoluyla çözümleri araması için bir gereklilik. Bunun gerçekleşmesi ise, bölgedeki uluslararası aktörlerin tutumuna ve iç politikalarının hassas dengesine bağlı olarak şekillenecek.